|
|
October 01
 
AŞK ARİTMETİĞİ
akıllı erkek + akıllı kadın = aşk akıllı erkek + aptal kadın = ilişki aptal erkek + akıllı kadın = evlilik aptal erkek + aptal kadın = hamilelik
OFİS ARİTMETİĞİ akıllı patron + akıllı eleman = kar akıllı patron + aptal eleman =üretim aptal patron + akıllı eleman = terfi aptal patron + aptal eleman = fazla mesai
ALIŞVERİŞ ARİTMETİĞİ Bir erkek kendisine gerekli olan ürünü almak için 1 liralık ürüne 2 lira öder. Bir kadın kendisine gerekmeyen ürünü almak için 2 liralık ürüne 1 lira öder. GENEL FORMÜLLER VE İSTATİSTİKİ VERILER Bir kadının gelecek endişesi evlenene kadar sürer. Bir erkeğin gelecek endişesi evlenince baslar. Başarılı bir erkek esinin harcayabileceğinden daha fazla geliri olandır. Başarılı bir kadın böyle bir erkeği evliliğe ikna edebilendir.
MUTLULUK Bir erkekle mutlu olabilmek için onu çok iyi anlamak ve az sevmek gerekir. Bir kadınla mutlu olabilmek için onu çok sevmek ve anlamaya çalışmamak gerekir.
UZUN YAŞAM Evli erkekler bekar erkeklerden daha uzun yaşar ama daha erken ölmek isterler. DEGİŞİM ORANI Bir kadın kocasının değişeceği inancıyla evlenir ama erkek değişmez Bir erkek karısının değişmeyeceği inancıyla evlenir ama kadın değişir TARTIŞMA TEKNİKLERİ Kadın bir tartışmada her zaman son sözü söyler. Bu sözden sonra erkeğin söyleyeceği her şey yeni bir tartışma konusudur
'EVLEN ARTIK' VIDIVIDISI NASIL KESİLİR ? Her düğünde yanınıza gelip sizi mıncıklayarak 'Artık sıra sende' diyen yaşlı akrabalara, siz de cenazelerde onlara aynısını yaparsınız bir daha evlilik lafını ağızlarına almazlar.
Bana seni anlatma inanmam. Yalan gözlerine süslediğin sözlerine kanmam.
Birgün bensizlik çalar kapını benli dünleri düşünür avunursun.
Sanma olurum yalanlar içinde ben gibi bir doğru bulursun.
Bu saatten sonra ancak benim için yalan olursun...
Bu şarkım sana benden son rüzgar eser delice
belki canlanır gözünde hatıralar
hatırlatır belki sana canın yanar düşündükçe sürgün sözlerini
söz vermiştin yalancı...
sana nasıl yandığımı batağına battığımı saf kalbimle kandığımı duysunlar utanmam
bana nasıl kıydığını aşkı zevke sattığını cümle alem duysa bile yüzün kızarır mı ?
BENİ SANA YÖNLENDİR
Telefon numaranı bana yönlendir bundan sonra Arayan benden duysun sesini Ben anlatayım her günün, bütün ömrünün efsanesini Bütün hilelerini benden bilsinler senin Bütün yalanlarını ben söyledim sevdaların Her ayrılığın fâiliyim bundan sonra Ben yalancı, ben zalim, ben kaçak Ben sözünde durmaz, ben kazandığı gün çekip giden... Benden bilsinler; Ben her hikayenin katili. Gamzelerine astığın suçluluğu, Gençliğimin firâri fikrine yönlendir Arayan benden sorsun tarihinin ağır günahlarını Bırak benden bilsinler bu ayaklanmayı Bütün ipuçlarını bende arasınlar bu eylemin Bende kurulsun adaletin mahkemesi Yakınların çeksinler ipimi Sen yine yalancı şahit, meçhul tanık Sen hep olduğun gibi kal yani. Sen yine bana ödet, Harcadığın bütün kıymetli değerlerin bedelini Benden bilsin herkes hayata taktığın borçları Ben bağladım masumiyeti haraca Ben kestim bütün sevmelerin yüklü hesabını Aşkın sesini duyduğumda kaçacağım ben Ben bütün uyruksuz oyunların öz vatanı Ben yalnızlığın acı sitemi Ben eylemci, ben firâri, ben yok! Silah kullanmam hiç. Aldatırım ben Sen dünyanın bütün denizlerini, kuraklığının terkisine yönlendir bundan sonra Özleyen bende baksın gözlerinin mavi demine Bırak benden bilsinler sulak yerleşim bölgelerine giden toplu göçleri Çağların bütün savaşlarında beni yensinler Bende arasınlar dünyanın aşka açlığının ekolojik nedenlerini Sen ölü kuşların kanatsız ruhlarına takılıp cennete git. Sen yine yalan söyle. Sen ihanet et her sevgiye yine Sen kavgalarımın ilk tokadını atıp kaçıver kalleşçe Sen sancı ol, deliliğimin koğuşu ol. Yokluk ol sen yine Benden bilsinler bu evin viraneliğini Ben yıktım duvarlarını bütün binaların Ben korktum yüreğimi açık etmekten Kaçtım iste bir aşkın esaretine düşmekten Kaçtım iste Bütün gidişlerin sebebiyim aslında Ben korkak, ben deli, ben tokatçı. Ne kadar asil bir eylem de olsa Boyun eğilmez aşka! İçimde esaretin kütlesini duyumsadığım an geçerim verdiğin her güzellikten. Ben asırlık sevdaların kelepçesine tüneyen hain kusun ta kendisiyim. Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana Sen en iyisi beni sırtımdan vurmakla kal Yalnızca benden götürdüklerinden ibaret dur orada Yalnızlığımın bas ağrıları gibi kal aklımda Sen bana hiçbir şeyini yönlendirme sakın Sen aslında kendini benden sakın Hiçliğine alışmak mümkün gibi Sigarayı bırakmak gibi yani alışkanlığını üzerimden silkelemek Yani ilk gün çıkmıyorsun aklımdan İkinci gün daha çok özlediğim de doğru Diğer günlerin halini hatırlamıyorum bile Bildiğim bir şey var lakin; hala ara sıra sigara gibi sabrımı yokladığım. Dumanımda bir görünüp kaybolduğum Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana Batak sularımda devir dur Ara sıra ufkumda görünüp, kır dümenini sonra İnsanlığımın tarihine çektiğin bıçağı taşıyamıyor gururum Yokluğuna alışmayı sanki daha hassasiyetli buluyorum Sen en iyisi benden uzak dur Ben yalnızlığın acı sitemi Ben eylemci, ben firâri, ben yok! Silah kullanmam hiç aldatırım ben! .
Bundan sonra adını anarsam kalbimden seni söküp atmazsam
bir bir resimlerini yakmazsam cezam sana benzemek olsun
December 23
|
Dön
|
denize karşı bir bankta oturmuştu yalnızlık.. çağırsa gelir miydi peşinden onu en çok seven? sevgi emekti hani? gelmeliydi..affetmeliydi..yanarsa pişmanlıktan, kendi karanlığında kaybolursa insan, ne verilen selamı anlar ne de bi ışık görür gönül gözü.. o çok sevendir tek çare! yalnızlık acı sözün özü...
aklıma düştün yine yine bu gece, andım aslında seni her gün her gece! yalnızca bir heceydi aşk,yetmezdi bize, cümlelerden ibaret şiirdik senle.. yanıp tutuştum döndüm deliye, neden bırakıp gittin niye bu çile? yanıp tutuştum döndüm deliye niye bu ayrılık niye bu çile?
bende şimdi başka başka kokular.. dön gel hadi gel,sensiz dünya bana dar! nerde şimdi bende büyük umutlar, dön gel hadi gel sensiz dünya bana dar!
özledim seni yine yine bu gece, gönül yerinde durmuyor hasret gelince.. ihtimal yok mu sanki dönüp gelmene? ne imkansız engeller aşmıştık senle..
bende şimdi başka başka kokular.. dön gel hadi gel,sensiz dünya bana dar! nerde şimdi bende büyük umutlar, dön gel hadi gel sensiz dünya bana dar!
|
Dost dediğin, sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile seni sevmeli. Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı, dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı, Dost dediğin fanatik olmalı, bütün dünya seni üzdüğünde bile sana moral Vermeli, Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli Ve ağladığında seninle ağlamalı, Ama hepsinden daha çok, dost matamatiksel olmalı! Sevinci çarpmalı, Üzüntüyü bölmeli, Geçmişi çıkartmalı, Yarını toplamalı...Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı
O durmadan kaçıyor; Sen ardından gitmiyorsan;
O günün her saatinde saklanıyor, Sen yollara düşüp deli divane aramıyorsan;
O sana acıların en büyüğünü tattırıyor, Sen bundan en yüce hazzı duymuyorsan;
Boşuna aldatma kendini, Onu sevmiyorsun demektir. |
October 01
"Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı,hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi,hani sevgi eninde sonunda kazanırdı,hani hiç bitmeyecek değerler vardı,hani en büyük zaferler en kanlı savaşların ardından kazanılırdı,bunların hepsi yalan mıydı?"
July 08
yaşamdan
- Vazgeçmesek Olmaz mı ?..
|
Vazgeçmesek Olmaz mı
Kendine iyi bak" bir "veda" degil "elveda" cümlesidir, bir noktadır çoğu zaman. Üstelikde, o üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde...
Kendine iyi bak; “Bundan sonra ben yanında olmayacağım, olamayacağım. Sevdim seni bir zamanlar, hala da seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem geri, seni iyi bulmak istiyorum” un itirafıdır aslında...
Gidenler, "Bitti" diyemedikleri için, kendine iyi bak derler. "Kırıldım ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok canım yanacak ama bunu düşünmek bile istemiyorum şimdi” diyemedikleri için kendine iyi bak derler... Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler. Çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır. Bilirler...
Sen ki gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, içimdeki sevinçsisin... Sen ki yağmurum, gök kuşağım, yüreğimdeki çarpıntı, hayatımın neşesisin... Sen ki yolumu aydınlatan, dert ortağım, gönül yoldaşım, herşeyimsin... Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.
Keşke böyle yaşanmasaydı, keşke affedebilsen beni ve keşke ben de affedebilsem seni.. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak sil baştan her şeyi.
Biliyorum ki imkansız, ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu nasıl doldururum? Savaşsak aramıza giren herşeyle, olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı. Hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi. Hani aşk eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta asla kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı?...
Sahiden... Gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Vazgeçmesek olmaz mı?...
| | |
"ESKİ TÜRKLERİN BİR DİNİ HAYATLARI VARDI,DİNİ HAYATLARI OLDUĞU İÇİN DE ÇOK ŞEYLERİ VARDI; YENİ TÜRKLERİN DE DİNİ HAYATLARI OLDUĞUNDA ÇOK ŞEYLERİ OLACAK."
zaman bütün yaraları sarar veya kan kaybından ölürsün
KIRLANGIÇ HİKAYESİ
Bir kırlangıç hikayesi bu Kırlangıçların hikayesi Hani şu altı ayda bi Havalarda soğuduğunda Sıcak ülkelere göçmek zorunda kalanların hikayesi
Hani sevmiş de kabul görmemiş Sevildiğini fark edememiş Ya da sevdiğini bir türlü söyleyememişlerin hikayesi
Hikaye bu ya; Bir gün bir kırlangıç Gider Ve bir adamın penceresine konar Gagasıyla tıklatır pencereyi Ve adam pencereyi açıp sorar "ne var?" diye "biliyorum" der kırlangıç, "sana garip gelecek ama , müsaade edersen eğer seninle kalabilir miyim?" "niye ki" der adam "uzun zamandır izliyorum seni, evine kimse girip çıkmıyor. Anlaşılan ne eşin, ne dostun, ne de arkadaşın var. Beni içeri al, İster bir kafese koy İster avucuna alıp sev Ne olur bundan sonra seninle kalayım" Der kırlangıç.
KÜÇÜĞÜM
Aynı sokakta oturuyorduk
Adı esrarengiz Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi Hepsi nedensiz
Kirli sakalları vardı Kahverengi gözleri, kumraldı
Ben nefret ederim Ama mahallenin bütün kızları ona hayrandı
Bir gün onunla yolda karşılaştık
Çok güzel bir yüzü vardı O an sanki kalbim durdu Deli gönlüm ona aşık oldu
Bir gün kızlarla evde otururken Mahalleyi sirenler içinde bir ambulans geldi
Ambulanstan alelacele inenler hızla onun evine girdi Bütün mahalle aşağıya indik ve seyre daldık,
Birkaç dakika sonra onu sedyeyle dışarı çıkardılar Önümden geçerken "bende seni küçüğüm" dedi ve gözlerini yumdu
Donup kaldım herkes bana bakıyordu eve doğru koşmaya başladım Göz yaşlarım durmadan akıyordu
Yazıldığı kadar kolay değil SENİ SEVİYORUM demek. Düşünmeden söylemek gerek. Bu sözü söyleyebiliyorsa bir yürek ölene kadar bu sözü tutması gerek
Soru : Dünyanın en mutlu çifti kimlerdir? > >>Cevap: Adem ile Havva. > >>Soru : Neden Adem ile Havva? > >>Cevap: Çünkü; > >>1- Adem´in de Havva´nın da kaynanası olmadı. > >>2- Adem de Havva da aldatılmaktan korkmadı.
> >>4-Adem: Arkadaşlarımla maç yapmaya gidiyorum.´ diyemedi. > >>5- Havva kız arkadaşlarını eve toplayıp akşama kadar dedikodu yapamadı. > >>6- Adem hiçbir zaman poker partisine gidiyorum deyip, gecenin bir köründe > >>eve sarhoş > >>gelemedi > >>7- Adem hiç uzun iş görüşmeleri için yurtdışına gidemedi. Gitse > >>bile gittiği yerde otel odasında kalamadı. > >>8- Sevgililer Günü´nü > >>unutmaktan doğan kavgalar çıkmadı. > >>9- Randevulara gecikince trafiği bahane > >>edemediler. > >>10- Yüksek gelen faturalar nedeniyle tartışmadılar. > >>Özel günlerinde birbirlerinin sevmedikleri arkadaşlarını davet etme gibi > >>bir > >>ihtimalleri olmadı. > >>12- Adem hiçbir zaman Havva´ya ´Sen bu dünyada > >>gördüğüm en güzel kadınsın > derken yalan söylemedi. > >>13- Hiçbir zaman röntgenleyen var mı? diye tedirginiliğe düşmediler. > >>14- Onlar enflasyon canavarıyla hiç tanışmadılar. Birikimlerini batırıp, > >>alacak bankacılarla > >>da hiç karşılaşmadılar. > >>15- Hiçbir zaman birbirlerinin yüzüne telefonu kapatamadılar. Telefonda > > >>kavga da etmediler. > >>16- Hiçbir zaman Havva, Beni en son ne zaman sinemaya götürdün, en son ne > >>zaman dışarıda yemek yedik demedi. > >>17- ´Senden başka gül koklarsam namerdim´ lafı da gerçekti ve Havva da > >>bunun > doğru olduğuna emindi > >> > >> __._,_.___
уüяєğιη уüяєğιмι ѕüяüкℓємιşкєη, ѕєηι ση∂αη öтüяü ѕєνмєуι öğяєηмιşкєη, вυ кαℓвιмι ιçιмє νєяєη∂єη, мυнαввєтιηι кαℓвιмє ѕєяєη яαввιм∂єη ѕєηℓι ¢єηηєт ιѕтιуσяυм
Biz sanki seninle " olmayan bir trenle " " bitmeyen bir tünelde" Biz seninle uçurtma yaptık martıları , kıyısız bir denizde Göçebe kelebekler barınmıştı parmak uçlarına Beni görmeliydin burnumu bir buluta sokup ağlamıştım saatlerce
Bir otobüsün kırık koltuğunda uyuya kalmıştım Bana böyle ölmek yakışmıyordu anlatamadım ... Biz seninle birbirimizin şiirleri, Biz seninle birbirimizin hiçbirşeyi olmayı başarıyorduk
Şimdi biz birlikte görmezden geliyoruz kendimizi Biz ninniler dinliyoruz karanlıklarda olmayacak kişilerden Biz seninle çocukluk bulaştırdık kendini aslan sanan yüreklerimize..
Sahi seni özlemenin Türkçesi ne?
Farkında mısın?
Son günlerde ne kadar da aciz kaldık
Bize ait cümleler kurmaktan
Bırak seni seviyorum demeyi,
Bir günaydını bile çok görür olduk birbirimize
Tükenen, sevgimiz mi,
Yoksa, yoksa dilimiz mi varmıyor?
Ne sen bana iyi misin diyorsun,
Ne ben sana günaydın
Farkında mısın? ağzımızı bıçak açmıyor
Sebepsiz değil yavan kelimelere baş vurmamız,
Saçlarını bile taramıyorsun eskisi gibi.
Benimse içimden gelmiyor tıraş olmak.
Eskiden daha zili çalmadan açardın kapıyı.
Kokunu taa aşağılardan duydum derdin.
Özledim derdin.
Kısar gözlerini, ya sen ya sen derdin.
Öylece sarılıp kalırdık kapı eşiğinde.
Kaç gecedir koltuğun bir kenarında uyuyup kalıyorum.
Öyle arttı ki son günlerde romatizmalarım.
Adeta kar yağıyor geceleri sol omzuma.
Sana ilaçlarımın yerini korkudan soramıyorum.
Ya cevap vermezsen,
Ya git kendin al dersen.
Korkuyorum işte,
Sevginin tükendiğini bilmekten korkuyorum.
Dün, ilk defa kahvaltı etmişsin beni kaldırmadan.
İlk defa çayı dün soğuk ve şekersiz içtim.
Kaç zamandır adımla seslenmiyorsun bana
Bir tabloyu meydana getiren iki unsur gibiyiz.
Senin vurdumduymazlığını,
Benim aksiliğim tamamlıyor.
Sen ayrı odadan kalkıyorsun,
Ben taa uçtaki odadan.
Bir suçlu gibi öne eğip başımızı,
Öylece geçiyoruz yanından birbirimizin.
Hiç umursamadan!
Yok yok bu böyle olmayacak.
Ya sen aç kıza telefon
Ya ben bu böyle olmayacak.
İstersen oğlanları sen ara,
Onlar seni daha bir severler.
Kısaca ya ben gideyim, ya sen
Belki de bir zaman ayrı kalırsak,
Kim bilir belki de özleriz birbirimizi.
Bu günleri hiç düşünmeden,
O hoyrat, o pervasızca harcadığımız,
Aşkımıza nasıl muhtacım şimdi, nasıl! Bilemezsin.
Olsun, bir müddet yemeği dışarıda yerim.
İlaçlarımı masanın üstüne geceden dizerim…
Parmağıma ip bağlarım falan.
Ya da istersen ben gideyim.
Gideyim de nereye.
Galiba yaşlanmamalı insan. Şuç erkek veya kadın olmakta değil,
Suç dediğim gibi o hoyratça harcadığımız
yılların bir bedeli olmalı.
Dün o filmi seyrederken ağladığını gördüm
Sanma ki fark etmedim.
Sanki ikimizin son dönemi.
Ne kadar açığa vursak ta öfkemizi,
Gem vuramasak ta alışkanlıklarımıza.
Demek ki bazı şeylerin çok geç anlaşılıyormuş değeri.
Bir ara gözüm takıldı, saçlarına karışmış akların.
Benimse kış çoktan oturmuştu şakaklarıma.
Hatırlar mısın ilk yemeğe çıktığımız günü,
Nasılda elim ayağıma dolaşmıştı hani, Hatırlar mısın,
bir mecal kalırcasına gülüğünü,
Şimdi ise bak yüreğimiz bir mecal.
Dağ başı yalnızlıklarına mahkum ettik birbirimizi.
Ne zaman biter bu suskunluğumuz bilmem.
Ya bir ölüm anı çığlığıyla,
Sahi ben ölürsem ağlar mısın?
Bana, bana hiç sorma.
Düşünmek bile acıtıyor içimi.
Cam kesiği ağrılara gark oluyorum.
Hem benim bildiğim önce,
Erkekler ölür.
O zamanda sen,
O zamanda sen kalacaksın yapayalnız.
Ne yapar, ne edersin bu koca şehirde.
Kim getirir her sabah o çok sevdiğin,
Taze fırın ekmeğini.
Kim sular bahçeyi,
Kim budar yediverenlerini.
Ve kim koyar sen daha uyanmadan
Yastığına o en güzel güllerini…
Zor değil mi?
Yaşamın en zor tarafı işte.
Kolay değil alışkanlıklardan,
Bir an için vazgeçmek.
Zaten, zaten benim tek alışkanlığımda sensin.
Yok, yok senden vazgeçemem.
Zaten benim bildiğim,
Erkekler özür dilemeli ilk,
Galiba daha bir yakışıyor
Seni seviyorum demek erkeğe.
Yok yok, bu sabah kalkınca,
İlk işim sana sarılıp ve hiç yüksünmeden,
Ve kırgınlığı bir yana atıp,
Seni seviyorum demeliyim.
Seni seviyorum günaydın demeliyim.
Günaydın bir tanem,
Seni çok seviyorum.
Canım karım… Günaydın
Seni seviyordum ve senin haberin yoktu.
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun herkesten başkaydı işte. Güldüğün zaman yukarıya bakardın. Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı, ne güzeldiler...
Sen bilmiyordun, ben seni seviyordum.
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler. Duvarlara, vitrin camlarına kaldırımlara çarpıyordu. Geri dönüyordu çoğalarak. Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, her şeyi erteleyişim oluyordun. Kalp ağrısı oluyordun, birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun. Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk. Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyor ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk. Cesurduk... Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller.
Ben seni seviyordum, bilmiyordun.
Sevinçlerim oluyordun arasıra, sen hiç bilmiyordun. Sonra herhangi biri oldun. Bütün sevinçlerim bittikten sonra yağmurlar yağdı serin haziran akşamları... Sonra bir gün uzaktan gördüm seni. Saçların bana inat, başın her şeye meydan okuyarak. İşte yine aynı... Kalbimi acıttın. Her zamanki gibi. Değiştik sanıyordum.
Ve sen yine bilmiyordun.
SAKARYA TÜRKÜSÜ
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..
Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal. Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan. Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..
ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de geri adam,boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli. Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!
Bir alem ki, gökler boru içinde. Akıl almazların zoru içinde Üstüste sorular soru içinde.
Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu? Buradan insan mı çıkar,tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı,asıldı Kaydını düştüler,mühür basıldı. Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı
Ondan kalan,boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"! Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat... Beni Allah tutmuş kim eder azat?
Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem... Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil Sayım var, maltada hizaya dizil! Tek yekun içinde yazıl ve çizil!
Insanlar zindanda birer kemmiyet; Urbalarla kemik,mintanlarla et.
Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat; Zift dolu gözlerde karanlık kat kat... Yalnız seccademin yönünde şefkat
Beni kimsecikler okşamaz madem Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!
Çaycı getir ilaç kokulu çaydan! Dakika düşelim,senelik paydan! Zindanda dakika farksız aydan
Karıştır çayını zaman erisin Kopuk kopuk,duman duman erisin!
Peykeler,duvara mihli peykeler Duvarda,başlardan yağlı lekeler Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...
Duvar,katil duvar yolumu biçtin Kanla dolu sünger... Beynimi içtin
Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar Tek nokta seçemez dünyada nazar Yerinde mi acep,ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz? Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?
Ses demir,su demir ve ekmek demir... İstersen demirde muhali kemir. Ne gelir ki elden,kader bu,emir...
Garip pencerecik,küçük daracık; Dünyaya kapalı,Allah'a açık
Dua,dua eller karıncalanmış; Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış
Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu İplik ki incecik,örer boşluğu
Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş Karanlığında nur,yeniden doğuş.... Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!
Sen bir devsin,yükü ağırdır devin! Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte! Ölsek de sevinin,eve dönsek de! Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim,elbet bizimdir! Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir
UTANSIN
Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi noel ağacı; Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın!
Ölümden ilerde varış dediğin, Geride ne varsa bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk; Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
BAŞIBOŞ
Vatanimda sular akar basibos; Herkes birbirini kakar, basibos.
Bozkirlardan topal bir tren gecer; Cocuk, merkep, öküz bakar, basibos.
Yanmaz da yürekler, atese atsan! Bir kibrit bir orman yakar, basibos.
Tarih, kutuplara kacmis bir fener, Buz denizlerinde cakar basibos.
Yirmidokuz harflik sözde aydinlar, Yafta yazar, isim takar, basibos.
Allah'im, sen aci bu saf millete! Aksam yatar, sabah kalkar, basibos.
July 02
Alıntı
bİrİnİn sEnİ , SeNiN İsTeDiĞiN GiBi SeVmEmEsİ;OnUn SeNi tÜm vArLıGı iLe sEvMeDiĞi AnLaMıNa GeLmEz !!
|
PAPATYA'NIN HİKAYESİ
Koskoca bir bahçede harikulada çiçekler içinde bir papatya..Ve papatya aşık olmuş, yanmıştutuşmuş Ak sakallı bahçıvana..Bir ümit bekliyormuş. Yüzlerce çiçeğin arasından Onunla, sadece onunla saatlerce ilgilensin.. Buz gibi suyunu sadece ona döksün istiyormuş. Sadece ona değsin makası, Sadece ona gülsün dudakları.. Kıskanıyormuş bahçıvanı,Kırmızı güllerden,Sarı lalelerden, Mor menekşelerden..Zambaklardan...Papatya, sadece bahçıvan için açıyormuş, Bembeyaz yapraklarını.. Bir gün, Aşkı öyle büyümüşki..Papatya yapraklarını taşıyamaz olmuş.. Eğilivermiş boynu..Toprağa bakıyormuş artık..Bahçıvanın sadece sesini duyuyormuş Ayaklarını görüyormuş...Bunada şükür diyormuş... Yetiyormuş ona, bahçıvanın varlığını hissetmek...
Zaman akıp gidiyormuş...Papatya bahçıvanın yüzünü görmeyeli çok olmuş.. Ne var sanki boynumu kaldırsa,Bir kerecik daha görsem yüzünü diyormuş..Ve işte bir gün.. Bahçıvan papatyaya doğru yaklaşmış..İncecik bedenini ellerinin arasına almış.. Elindeki sopayı, köklerinin yanına, toprağa sokmuş bir iple papatyanın gövdesini bağlayıvermiş sopaya.. Papatya o an daha çok sevmiş bahçıvanı.. Hala göremiyormuş onu, Ama bedeni kurtulmuş.. Uzun bir müddet sonra, Bahçıvan uğramaz olmus bahçeye.. Gelen giden yokmuş.. Kahrından ölecekmiş papatya..
Ama işte bir sabah... Hortumdan akan suyun sesiyle uyanmış..Derin bir oh çekmiş.. Çılgıncasına sevdiği bahçıvan geri gelmiş..Birden, kendisine doğru gelen iki ayak görmüs.. Bu onun delicesine sevdiği bahçıvan değilmiş..Başka birisiymiş.. Adamın elinde bir de makas varmış.. Papatyanın kafasını kaldırmış yukarıya doğru..Ne güzel açmışsın sen öyle demiş.. Bu gencecik, yakışıklı bir delikanlıymış..Ama gövden seni taşımıyor demiş. Elindeki makası papatyanın boynuna doğru uzatmış.Ve bir hamlede başını gövdesinden ayırmış.. Papatya yere düşerken hatırlamış sevdigini..O ak saçlı, ak sakallı, yaşlımı yaşlı bahçıvanı hatırlamış..Birde o gencecik, yakışıklı delikanlıyı düşünmüş.. Ve o an anlamış, neden o yaşlı bahçıvanı sevdiğini..O her seye rağmen, papatyaya emek vermiş.. Ona hiç bir zaman güzel oldugunu söylememiş, Ama onu aslında hep sevmiş..
Papatya anlamış artık..Sevgi ; emek istermiş...Yere düstüğünde son bir kez düşünmüş sevdiğini..Teşekkür etmiş ona içinden..Son yaprağıda kuruduğunda, Biliyormuş artıkGerçek sevginin,söylemeden, yaşamadan, ve asla kavuşmadan varolabileceğini...
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Bir kadını ağlatmak çok zor degildir aslında.  Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eger bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. Ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çogu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. Içlerindeki zehirdir onlari öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüsür yaraları. Dönüşmemesi lazimdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı... Çok ağlayan kadınlar, bir çok seyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan.. Insanlar soruyorlar çogu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. Ee o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
Su kadar özel,
su kadar faydalı ve su kadar çok...
Tükenmez...
İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...
Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
Gürültünün parçası olursun sadece.
Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düşünürler...
Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın
en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,
gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için
en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel,
su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez...
Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi
yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,
ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!
Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!..
Su, yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri...
Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,
su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,
tükenmez olduğunu da unutma.
Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de
kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...
Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !
Vadiler varken önünde ve ovalar varken,
yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini
ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.
Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve
kaçılan olursun; seller, afetler gibi...
Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...
Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan
birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken şu, değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,
kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin
anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...
Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının
ne kadarı olduğunu düşüneceksin...
Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az
ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...
Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde
olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,
vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de
fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!..
Demeyeceksinki, ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da o saniyede gelmek zorunda!..
Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde
söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek,
anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..
Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın,
ama maalesef değil...
Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan
bir tavşan gördün mü hiç ?..
Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden
susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ?
Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,
beyni olan her yaratık gibi!
Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset...
Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...
Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla...
Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
girebilmeyi öğren insanların damarlarına...

|
|
|
|
|